25 Temmuz 2017 Salı

Eskiciydim Eskiden



Evdeyiz. Cine 5’te bütün filmleri ezberlemişiz artık. İşsiziz çoktandır. İlk dizim henüz bitmiş. Telefonumu arayan yok. Gerçi telefonum da yok o zamanlar… Ev telefonları falan hep telesekreterli. Biz evdeyiz zaten hep, yani telesekretere gerek yok. Zaten arayan da yok. Yaşar abi sağ olsun evin altındaki bakkal, neyimize güvenmişse açmış krediyi, sigarayı bile veresiye veriyor. 1996’yı 97’ye ya bağladık, ya az kaldı… Ezberlediğimiz bir filmin daha üstünden geçiyoruz, şerefsiz sigara bitiverdi aniden. Keyif te kaçtı. Yaşar Abi verir ama istemeye yüz yok ki artık.


Bi kütüphanemiz var evde, sağdan soldan bulduğumuz raflarla kendi yaptığımız,ama kütüphane haa, öyle böyle değil. Çeyizi kitap olan kadınla evlenirsen başka neyin olur ki evde. Onunkilerle benimkiler birleşmiş hiç de fena olmayan bir arşiv çıkmış evde. Ama canına yandığım sigaranın yerini de tutmuyor ki! Başlıyor ağlamaya Özlem. Yahu diyorum dur işte, geçer bugünler de… Ben hep “geçer” derim, o hep “bekler” zaten... (Neyse ki “geçer” genelde) Üç duvarı dönen kütüphanemizin önünde masadayız, kafasını kaldırıyor, gözü caanım kitaplara değiyor. “Satıcam lan ben bunları!” Nasıl yav? İnsan çeyizini satar mı? Baktım ciddi… Bi çanta buldu bi yerlerden, başladı doldurmaya… E sigara da bitmiş ya zaten, ben de başladım seçmeye… Elli kadar kitabı doldurduk çantaya, mutfakta da küçük bi yolluk var, onu da rulo yaptım aldım kolumun altına. İndik merdivenlerden aşağı. Çıktık akşamın karanlığında sokağa. İstiklal dediğin şurası zaten. Turnacıbaşı Sokak’tan yürüdük, hamamın önünden sağa dönüp çıktık caddeye.


Cadde o zamanlar kaynıyor… Ben gözüme bir yer kestirdim, Tokatlıyan Han’ın tam karşısı, şimdilerde Çetinkaya var sanırım, önü de veranda gibi avlu gibi, yoldan bağımsız bir basamak merdiven. Baktım karşıda bi adam bildiğin dükkan kuruyo yola, serdim yolluğu başladık kitapları dizmeye… Daha yarısını bile dizemeden “hoop” diye bir ses, “Kaldır onları birader, orası bizim!” Nasıl sizin lan? Kaldırım burası? Adam minibüsten kolileri indiriyor üç beş kişiyle daha. Dedim abi nasıl sizin yav? Uzatma oğlum dedi, topla git! "Birader"den "oğul"a çok hızlı bi geçiş yaptık yani. Adamlar bu arada koli koli ayakkabı indirip, tezgahı diziyorlar arkadan. Dedim abi ben bi yere gitmiyorum! Nasıl dedim, neye güvendim hiç bilmiyorum bu gün bile… “Lan hasta etmeyin adamı” dedi bu sefer. Çok hızlı ilerliyorum anlıycaanız. "Birader”den “lan”a geçişim 30 saniye falan. “Haydar”a koşar adım gidiyorum. Ama işte sigara bitmiş ulan! Hadi sigara neyse de Özlem ağlamış! Yer miyim lan ben sizin dayılanmalarınızı! Gitmiyorum bi yere dedim. Koca kaldırım senin olsun, ben şuncağız yerde üç kitap satıcam, karnımı doyuracak parayı bulucam, iki paket de sigara parası buldum mu giderim. Adam baktı bana, elini cebine soktu, aha bıçak çekecek derken ben sigara uzattı adam. Sigara verdi lan? “Yenge mi?” dedi. Dedim evet yengen olur, edepli ol, beni delirtme! Dememiş te olabilirim, hatta bugün hala hayatta olduğuma göre muhtemelen demedim. Yolluğun bi ucuna Özlem oturdu, bi ucuna ben, başladık müşteri beklemeye. Daha sigaralar bitmeden geldi bi tane. Ne kadar? Şu kadar! Bu kadar olur mu? Niye olmasın? Abi be şunu bozsana. Bi de poşet versene abi. Ayakkabıcının poşetine koyduk kitabı, paranın üstünü verdik, müşteriyi uğurladık. Sonra biri daha, her akşam burada mısınız, maalesef. Biri daha, aaa aradığım kitap. Sonra bi tane daha… Vallahi karnımızı doyurduk, sigara aldık hatta Yaşar Abiye biraz borç bile ödeyebiliriz… Keyif gıcır yani ulan. Özlem de gülüyor… Ohhh şimdi oldu. Sigara alayım diyorum bi yerden, sonra yok lan diyorum az daha sıkayım dişimi gider Yaşar Abiden alırız, adam o kadar veresiye veriyor, şimdi aldatmayalım adamı. Ama işte güzel anlar çok sürmüyor, adam hadi yeter diyor, aç tezgahın önünü. Hakkaten bizim o küçücük yolluğun önüne yığılan kalabalık adamın tezgahını kapatmış! Biz de halden anlayan insanlarız sonuçta. O gariban da evde çoluk çocuğa ekmek götürmesin mi! Eyvallah abi diyip topluyoruz hemen tezgahı.


Satılan kitaplara üzüldük mü acaba? Ne biliim üzüldük mü, yirmi yıl geçmiş üzerinden… Üzülmüşüzdür muhtemelen ama çok da değil. Turnacıbaşı sokağa dalıyoruz yeniden. Yaşar Abi açık, Yaşar Abi zaten sabahçı. (Meraklısına not, Vakko’nun yıllar önce terk ettiği Beyoğlu’nda Yaşar Abi’nin Zilif Büfesi hala açık, gerçi kendisi artık Parmakkapı’da çay ocağı işletiyor ama kardeşi hala orada) Parasıyla sigara alıyoruz, biraz da yiyecek bişeyler. Biz mutluyuz, Yaşar Abi de mutlu.


Cine 5’te film bitmiş. Olsun zaten ezberlemiştik ki biz onu.İşte sahaflığa giden yolumuzun başlangıcı budur: “Satıcam lan ben bunları!”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder