25 Temmuz 2017 Salı

Ferhan Şensoy’un “Oteller Kitabı”na ithafen...

“Preparatoire 1-A” yarı dönem bitmiş, karnenin yanına bir de “Prix d’Excellance” koymuşlar… Sizin anlıycaanız bu kolejli çocuk Hazırlık 1’in ilk dönemini takdirle geçmiş. Keyfim yerinde, içimde bir sevinç, bir de kağıt var elimde “Bolu Gezisi” ile ilgili bilgiler içeren. Mahallede bi hava giriyorum eve, karnemi veriyorum önce anneme, sonra da önemsizmiş gibi takdirnameyi. Gezi kâğıdı en son verilecek, yemezse yalvarılacak ama önce baba beklenecek… Akşam baba da geliyor, takdiri verince havalara uçacak diye bekliyorum. Bekliyorum da yer mi Terzi Recep, aferin diyor kuru kuru ama sesindeki gurur salondan taşıp, evin kapısından çıkıp apartman koridorunu geçiyor, bahçe kapısından hızla ilerleyip taa Tokat’a çobanlık yaptığı çayırlara, oradan da kasabada işe girdiği ilk terzihaneye kadar gidiyor. Yalnız aferin lazım değil bana şu an, o takdirname beni cumartesi sabahı tüm mahalle çayırda top oynarken parmağıma yüksüğü takmaktan kurtaramayacak. Hem ben top oynamak istemiyorum ki o an. Ben Bolu’ya gitmek istiyorum. Gitmek istediğimi bildirir kağıdı babama uzatıyorum. Salı akşamı Kadıköy’den hareket, otobüsle Bolu’ya varış., Kartalkaya Otel’e aynı gece yerleşme falan filan… İki gece otelde kalıcaaz arkadaşlarla. Babam kağıda bakıyor, fiyat yazan kısmı ölçüyor kafasında, çobanlığını falan düşünüyor belki sonra, annemden de çekiniyor olabilir bilemiyorum ama en sonunda tamam diyor. Allahıııım!

Cumartesi pantolon paçası dikiyorum. Pazar bavulumu hazırlıyorum, pazartesi salı da bi şekilde bitiyor nihayet. Kadıköy’den akşam vakti kalkıyor otobüs. Hava karanlık, otobüs kıyak! Ay farkıyla belki de en küçüklerinden biriyim otobüsün. Temmuz doğumlu bir gariban, sınıf arkadaşları tarafından hiç doğumgünü kutlanmamış bir garip. Bazı sakallı adamlar da var otobüste. Hoca değil onlar bizim lise sonlar. Yaşıtları üniversiteden diploma almak üzereyken iki sene hazırlık e bir sene de sınıf tekrarı derken hala liseli liseli geziyorlar ortalarda (Ben tabii o gün bilmiyorum çok sonraları sakallı bir liseli olacağımı) Harala gürele, hocaların silence seslerinin gürültümüzde kaybolması eşliğinde varıyoruz otele. Herkes bavulunu alıp resepsiyona koşuyor. “Aaa babamın mekanı” esprisini yapsam mı diye geçiriyorum bi an aklımdan vazgeçiyorum. Kimle kalıcaaz? Ben kimle kalıcaaz diye aval aval bakarken ohoo herkes kurmuş gurubunu. Bedenci Sedat Hoca sesleniyor odalarına çıkanların arkasından: “11:00de kontrole geliyorum, herkes yatmış olsun” Ulan saat olmuş onbuçuk zaten, hayatımda ilk kez bi otelde kalıcam, onda da hemen uyutacak bizi adam. Hayır daha odam belli değil, oda arkadaşım belli değil derken, ayazda kalan son üç kişi bir odaya yerleştiriliyoruz. Biri sakallılardan, diğeri de bizim diğer şubeden tanımadığım bir çocuk. Çok efendi bir şekilde çıkıyoruz odaya, sakallı abi hemen talimatları veriyor, hoca gider gitmez ben çıkıyorum, sakın açık vermeyin! Haydaa, ulan baya bayaa suçuna ortak ediyor bizi. Biz abi yapma falan derken Sedat Hoca’nın saat 11i geçmesine rağmen gelmediğini fark edince çıkıyor sakallı. Diğer çocuk ta ben arkadaşların odasına gidiyorum diyor, kalıyorum tek başıma Bolu’da Kartalkaya’da bir otel odasında tek başıma. 12 yaşındayım, hava soğuk. 

Tuvalet? Banyo daha doğrusu. Küvet var? Küvet lan! Suyu doldur, içine uzan. Su parası falan yok. Su parası hesaba dahil. Tuvalet alafranga, ohh ne güzel ne rahat kitap okunur burada, sayfalara daldıkça bacağın uyuşma derdi yok! Bir sürü havlu, saç kurutma makinası, şampuan falan. Gecenin bi vakti hiç huyum değilken duş alıyorum küvetin hatırına. Çıkıyorum banyodan, saçlarımı bile kurutmuşum. Pijamalarımı giyiyorum, annem gezi için özel almış, Adidas (abidas da olabilir, puna da, nikee de) eşofman, alt üst takım! Yatıcam artık, battaniyeyi kaldırayım diyorum, ulan!? Yorganın kenarlarını yatağın altına sıkıştırmışlar? Sebep? Deli yatarsınız üstünüz başınız açılır hasta olursunuz sonra ana babanız bizim kafamızı şişirir mi demiş otel çalışanları? Hayır bayaa da sıkı yani. Herhalde diyorum adet böyle. Evet öyle diyorum ve yatağın baş tarafından yılan gibi sokuluyorum yatağa. Tam yerleşiyorum kapı çalıyor, öbür arkadaş… Yatmaya gelmiş, pantolonu çıkarıyor, yorganı battaniyeden söküyor, donla giriyor yatağa. Daha önceden kalmış herhalde otelde. Baksana duşa bile girmedi. Naaptınız demeye kalmadan koridorda bir gürültü duyuldu. Ne olduğunu da anlayamadan gürültü geldi bizim odadan içeri girdi. Yanında da bizim oda arkadaşımız olan sakallıyla onun sınıf arkadaşı sakallılar! Zil zurnalar lan hepsi? Bizim evde sigara içilmez, birayı bakkalda görmemişim ben daha, ama odada sarhoş bi adam var, kusuyor falan. Korkudan gözümü açamıyorum oğlum. Ama sakallı sarhoşluktan değil hocalardan korkuyor, daha doğrusu bizim oda arkadaşı olan sakallı değil de onu yatağa yatırıp bi an önce bu çilenin bitmesinden sorumlu sakallılar korkuyor, çünkü sarhoş sakallı sarhoş nihayetinde, pek farkında değil durumun, o daha çok kusma kısmıyla ilgili. Adama duş falan aldırıyorlar sanırım, çıplak mı lan şu an? O an öyle korktum ki… Ben devekuşu misali gözlerimi sımsıkı kapatmış yorganın altında tir tir titrerken, herif ağlaya ağlaya sızdı. Sonra diğer sakallılardan biri “Hey pöti, dedi, uyudun mu? Uyudum abi, dedim. Bişey duydun mu lan dedi, hayır abi dedim, duymadım. Tamam dedi, duyma da zaten… Gittiler... Bolu’da Kartalkaya’da bir otelde, otelin bir odasında, ismini değil cismini bile hatırlamadığım bir kardeşim, sarhoş bir sakallı, üstümde annemin o gece için aldığı eşofmanlarımla uyku tulumu yatağımda sabahı zor ettim…
Sonraları turneydi, filmdi derken Artvin’den Hatay’a, Muğla’dan Anteb’e yüzlerce otelde kaldım ama hiç biri oniki yaşımdaki o gece kadar unutulmaz olmadı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder