İlerden bir mobilet geliyor, üstünde iki genç kardeşimiz, kolumu çıkarıp dur diyorum gençlere, gençler saygılı duruyorlar hemen. Selamunaleyküm, aleykümselam abi. Buralısınız değil mi? He abi. Bu mezartaşları niye böyle? Nasıl abi? Hepsi ayrı bi yana bakıyor? Yok abi hepsi kıbleye bakıyor? Ulan kıble vakitten vakite mi değişiyor? Arkadaki yiğit dönüp bakıyor mezarlığa! Hee laaa, valla bravo abi biz hiç fark etmemiştik yav, ama sen bunu benim kafama fena soktun, ben bunu hemen araştırıcam abi! Lan yürü git! Sen gelip dedene fatiha okumamışsın belli, onu mu araştırıcan?
Veriyorum gazı, arabaya tabii. Az ileride bir amca var. O bilir belki. Eski toprak nihayetinde. Amca merhaba diyorum, bastonuna yaslanıp soluklanan amca sen kimin oğlusun diyor. Amca için ben bir kişilik değilim, önemli olan babamın kim olduğu. Amca diyorum bu mezar taşları niye böyle? Ne bilem ben, ne yannı gidiyon sen, camiye mi? Gel amca gel, amcayı alıyoruz arabaya, biri sağda biri solda aşağıda iki camii var, aşağıda merkezde olan büyük camiye gidecekmiş. Oraların en verimli en bereketli camisi oraymış, imamı da iyiymiş, çok eskiymiş, hepsini öğreniyorum, bi tek mezar taşlarını öğrenemiyorum.
1932'de doğduğunu zar zor hatırlayan amca caminin önünde inerken aklımıza Ahmet'lerin Mekin olanı düşüyor, aynı yaştalar ve fakat Ahmet Abi genellikle hadi sen git yat artık diyor bana geceyarısını çok geçe bilmem kaçıncı kadeh rakısını yuvarlarken... Avanos'u terk ediyoruz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder